Sevdası Büyük Olmayanın Eylemide Büyük Olmaz... - Blogcu




Sevdası Büyük Olmayanın Eylemide Büyük Olmaz...

• 9/6/2007 - Kardesim...

Unutmak kolaymi dünya durdukca

Kardesimin ayagina vurulan prangayi

Kardesimin boynuna takilan dügümü

Urganlara bal mumu calarak..

Pis daragacina yükseklere kurarak..

Iskemleyi koydular ayaginin altina

Gecirdiler kafasina torbayi..

Sevdigim kardesimi sallandirdilar..

Unutabilirmiyim öz kardesimi..

Nasil unuturum, dünyada haksizlik cok diyeni.

Anliyorum, tatli kardesim her güzel sabah seni..

Anliyorum iyi kardesim aksam olunca seni..

Anliyorum otlar bitmis mezarini görünce..

Anliyorum, sarilan kefenleri gördükce..

 

Her ne kadar gidemezisekte..

Kalbimiz savas meydanlarinda atiyor...

Dualarimiz sizinle birlikte...

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 8/6/2007 - Bir hanim sahabe..

Haram (r.a)



Ümmü Haram binti Milhan radıyallahu anhâ Rasûllullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin süt halası... İlk deniz seferine katılan, şehidlik özlemiyle yanan bir hanım sahâbî...

Kıbrıs'ın manevî bekçisi...

Hala Sultan adıyla meşhur, şecaat sâhibi kahraman bir İslâm kadını...

O, Bi'setten önce Medine'de doğdu. Hazrec kabîlesinin Benî Neccar koluna mensuptur. Babası; Milhan İbni Hâlid, annesi Müleyke binti Mâlik'tir. Asıl adı bilinememektedir. Ümmü Haram künyesiyle meşhur olmuştur. Enes İbni Mâlik (r.a.)'ın teyzesidir. Haram İbni Milhan (r.a.)'ın da kızkardeşi olur.

O, Medine'nin ilk müslüman hanımlarından idi. İslâmdan önce Amr İbni Kays ile evlendi. Kays ve Abdullah adında iki oğlu oldu. İslâm güneşi Medine'ye yayılmaya başlayınca kocasının da müslüman olmasını istedi. Her vesileyle beyini İslâm'a davet etti. Fakat kocası bu davete icâbet etmedi. Müslüman olmayı kabul etmedi. Çaresiz kalan Ümmü Haram (r.anhâ) müşrik kocasından ayrılmak zorunda kaldı. Bir müşrikle hayatını devam ettirmek istemedi. İffetiyle, vakarıyla inancını daha diri yaşamayı arzu etti. Bir müddet sonra Ensar'ın ileri gelenlerinden meşhur sahâbî Ubâde İbni Sâmit (r.a.) ile evlendi.

İki Cihan Güneşi Efendimiz zaman zaman süt halası bulunan Ümmü Haram (r.anhâ)'nın evini ziyaret ederdi. Bazan öğle üstü kaylûlesini orada yaptığı olurdu. Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz bu evde biraz sohbet ettikten sonra uykuya daldı. Bir müddet sonra gülümseyerek uyandı. Efendimizin tebessüm ederek kalkışına hayret eden Ümmü Haram (r.anhâ): "–Ya Rasûlallah! Anam-babam sana fedâ olsun. Niçin gülüyorsunuz?" diye sordu. Efendimiz de: "Ey Ümmü Haram! Ümmetimden bir kısmının gemilere binip kâfirlerle savaşmaya gittiğini gördüm." buyurdu. İleride olacak deniz savaşlarına işaret etti.

Ümmü Haram (r.anhâ) şehâdet özlemiyle yanmaktaydı. Bu beşâreti duyunca heyecanlandı. O sefere katılacaklar arasında bulunmayı arzu etti ve: "Ya Resûlallah! Duâ etseniz de ben de onlardan biri olsam" diye ricada bulundu. İki Cihan Güneşi Efendimiz de onun istediğine: "Ya Rabbi! Bunu da onlardan eyle" diye duâ ederek karşılık verdi. Sonra yeniden istirahat etmek üzere sağ yanına doğru uzandı.

Fazla bir zaman geçmemişti ki, Efendimiz yine tebessüm ederek kalktı. Ümmü Haram (r.anhâ) yine gülümsemesinin sebebini sordu. Efendimiz: "Bu defa da ümmetimden bir kısmının padişahların tahtlarına kuruldukları gibi debdebeli bir halde gazâya gittiklerini gördüm." dedi. Ümmü  Haram (r.anhâ) tekrar dua etmesi ricasında bulundu. Kendisinin de onların arasında olmayı arzu ettiğini söyledi. Rasûlullah (s.a.) Efendimiz ona: "Sen öncekilerdensin" buyurdu. Onun deniz seferinde bulunacağını haber vermiş oldu.

Zaman çabuk geçmekteydi. İki Cihan Güneşi Efendimiz dünyadan ayrılmış, dâr-ı bekâya irtihal eylemişti. Ümmü Haram (r.anhâ)'nın kocası Ubâde İbni Sâmit (r.a.) Humus'da tebliğ vazifesinde bulunmak üzere görevlendirildi. Birlikte Humus'a gittiler. Uzun bir müddet orada İslâm'ın yayılması için gayret gösterdiler.

Hz. Osman (r.a.)'ın halifelik döneminde bir donanma hazırlandı. Bununla Kıbrıs adasını fethetmek üzere sefere çıkıldı. Bu müslümanların ilk deniz seferiydi. Ubâde İbni Sâmit (r.a.) ile hanımı Ümmü Haram (r.anhâ)'da bu sefere katılmışlardı. 86 yaşlarına girmiş olan Ümmü Haram (r.anhâ) bütün güçlüklere göğüs geriyor, sıkıntılara tahammül ediyordu. Gayet sakindi. Yolculuğun verdiği meşakkatlerden şikâyette bulunmuyordu. Onun gönlü İslâm'ı tebliğ heyecanıyla doluydu. Kıbrıs'taki insanlara İslâm'ı ulaştırma neşesi içerisinde yolculuğuna sabır ve metanetle devam ediyordu.

O, Rasûlullah (s.a.)'in verdiği müjdeyi hatırlayarak şehidlik özlemi içinde zinde hareket etmeye çalışıyordu. Onun tahakkuk edeceği vakti bekliyordu. Cenâb-ı Hak'ın şehitlere hazırladığı ikramları düşünüyor, ona kavuşmanın sevinciyle çektikleri sıkıntılara aldırış etmiyordu. Yaşlı haliyle onun bu neşesi, zindeliği diğer askerlere de örnek teşkil ediyordu. Onların sabırlarının artmasına vesile oluyordu.

Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra donanma Kıbrıs'a ulaştı. Önce oradaki insanları müslüman olmaya davet ettiler. Kabul etmeyince cizye vermelerini teklif ettiler. Rumlar buna da yanaşmayınca şiddetli çarpışmalar başlamış oldu. Kısa zamanda Rum donanması mağlub edildi. İslâm ordusu bir çıkarma hareketiyle iç kısımlara daldı. Savaş karada devam etmeye başladı. Daha fazla direnemeyen, Rumlar cizye vermeyi kabul ederek barış teklifinde bulundu.

Ümmü Haram (r.anhâ) yaşlı olmasına rağmen yerinde duramıyordu. Özlemini çektiği şehitlik mertebesine kavuşmak için yaşının üstünde canlılık ve gayret gösteriyordu. Bir an önce neticeye ulaşmak istiyordu. Genç askerler onun bu haline şaşıyorlar ve ona bakarak kendileri daha bir gayrete geliyorlardı.

O, ihtiyar mücâhide hala askerlerle beraber Kıbrıs içlerine doğru dalıp gitti. Larnaka yakınlarına vardıklarında bindiği atın ayaklarının sürçmesinden dolayı düştü ve oracıkta ruhunu teslim etti. Böylece çok özlediği şehâdet mertebesine kavuşmuş oldu.

Kıbrıs, Hicretin 28. yılında fethedildi. Ümmü Haram (r.anhâ) da bu fethin bir sembolü oldu. Larnaka şehrinin Tuz gölü kıyısında bulunan kabrine 1570 m. Senede bir türbe yapıldı. "Hala Sultan" adıyla yüzyıllardır oradan feyiz ve bereket saçmaktadır.

Hala Sultan Türbesi, İstanbul'daki Eyüb Sultan Türbesi gibi Kıbrıs'taki İslâm varlığının en eski izlerini taşımaktadır. İki Cihan Güneşi Efendimize yakınlığı sebebiyle müslümanlar hep hürmet etmiştir. Ecdadımız, Kıbrıs hizasından geçen gemilere selâm verdirmiştir. Birinci dünya savaşına kadar buradan geçen Osmanlı gemilerince top atışı ile selâmlandığı rivayet edilir. Kıbrıs'lı Türkler için "Hala Sultan Kabri ve Türbesi" önemli ziyaretgâhlardan biri olmuştur. Cenâb-I Hak şefaatlerine nâil eylesin. Amin

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 8/6/2007 - Aglayan Yaslar Gözden inermi

(((((((Ağlayan Yaşlar Gözden İnermi))))))))


Yolum hakikat yolu,
Yollar tuzakla dolu,
Mevlam çevirme sen bu kolu,
Ağlayan yaşlar gözden inermi...
Gözdeki yaşlar bir gün dinermi...!!


Hak yoluna sapmışız,
Hep gaflete dalmışız,
Neden onsuz kalmışız,
Ağlayan yaşlar gözden inermi...
Gözdeki yaşlar bir gün dinermi...!!


Nedir başımıza bu gelen,
Nedir mevladan bizi çelen,
Nefismi bizim bağrımızı delen,
Ağlayan yaşlar gözden inermi...
Gözdeki yaşlar bir gün dinermi...!!


Günah deryasında, dalga dalga olmuşuz,
Hak! ya rab derken, şeytana biz uymuşuz,
Gaflet uykusunda, belamızı da bulmuşuz,
Ağlayan yaşlar gözden inermi...
Gözdeki yaşlar bir gün dinermi...!!


İman ile dolup, yola koyulmalısın,
Nefis ve şeytan vesvesesinden, kurtulmalısın,
Sen bu yolda sapmayan bir baş olmalısın,
Ağlayan yaşlar gözden inermi...
Gözdeki yaşlar bir gün dinermi...!!


Mevlam doğru yolun yolcusu yapsın bizi
Kalmasın içimizde şeytan ve nefsimizin izi
Rabbim her daim korusun bu yolda sizi
Ağlayan yaşlar gözden inermi...
Gözdeki yaşlar bir gün dinermi...!!

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/6/2007 - Sahte Özgürlük

                      SAHTE ÖZGÜRLÜK…

 

     Kim engeller bizi sevmekten? Kim engel koyar yüreklerimize?Kim karartır aslı aydınlık olan yüreklerimizi? Kim kazanır ve memnun olur bu karanlıktan? Aydınlık yüreklerin kol gezdiği,aydınlık insanlarla dolu bir şehirde,ülkede hatta dünyada yaşamak varken bunun tersi kime ne kazandırır acaba?

     Ana caddeye bakan evinin camından dışarısını seyre dalan Firdevs hanımın beyninde cirit atıyordu cevabını bir türlü bulamadığı bu sorular.Dakikalarca dışarıyı seyrettikten sonra bir karara varmıştı.Evet onlarca insan geçmişti ard arda.Ama hepsinin yüzü asılmış, zoraki görevlerini tamamlayan işçiler veya günlerini doldurmaya çalışırken volta atan mahkumlar gibiydi her biri.

     Memnuniyetsizlik artık diz boyuydu.İnsanlar yaşamaktan bıkmış sadece nefes alıp veren yığınlar olmuş gibiydiler.Haber programlarından,günlük yaşantılarımıza kadar her saniye olumsuzdu sanki.Her doğan gün yeni bir olumsuzluk ve suçla doğuyor,her saniye bir kötülüğe daha davetiye çıkarıyor gibiydi.

     Kötülükleri ve olumsuzlukları örtmeye artık hiçbir şey kâfi gelmiyordu.İşin garibi kötülük bile itibar görür hale gelmiş,hayatın ve yaşamın bir gereği muamelesi yapılıyordu.O derece normal,o derece sıradan ve o derecede olağan hayatın bir gerçeği oluvermişti içten içe.

     Tüm bu kötülüklerin temelini düşündü sonra.Öz benliğinden uzaklaşan insanın yaşamdan zevk alması,kendisine ve karşısındakilere değer vermesi olanaksızdı aslında.Sahte bir değer yüklenmişti içi boş olgulara.Güzellikler öcü gibi gösterilirken,onun yerine birilerinin işine yarayacak olan sahte güzellikler zorla kabul ettirilmişti zaten şaşkın olan bu insan yığınına.

     Bir şey ne kadar çok gösterilirse o gayet olağan hale geliyordu.En kötü olaylar bile sürekli medyada manşet olarak verildiğinde hayatın bir gerçeği oluveriyordu.Birde meşhur olabilmenin bir yolu.Adının iyi veya kötü duyulması önemli değildi.Önemli olan bir şekilde adını duyurabilmekti çoğu için.Adını bir şekilde duyuranda itibar görüyordu zaten.İtibar bit pazarına düşmüştü velhasıl.

     Firdevs hanım koltuğa yığıldı ve derin düşüncelere dalmıştı ki karşı ki duvarı boydan boya kaplayan reklam ilişti gözüne.Bu bir araba lastiği reklamıydı.Kadınla alakası olmayan bir reklamda bile yarı çıplak bir kadını teşhir etmekteydiler.Allah’ın kadına verdiği değerle günümüzde ki insanların kadına bakışını kıyasladı sonra.

     Neydi kadın? Allah kadını nasıl tanımlıyordu peki?

     İlk insanın yoldaşı,ilk kadın Hz. Havva dan günümüze kadar hayatın mektebi ilk eğiticisi,ilk yetiştirme yurdunun hocası,nesillerin mürebbiyesidir kadın.Daha farklı bir değişle İnsan toplumunun başlangıç noktasıdır aslında.İlk önce çocuğunu sütüyle besleyen,göğsünde büyüten sevgi yumağı anne ve bir erkeğin yoldaşı bazen ardında bazen yanı başında mücadele veren gizli varlık.

     Hayatın her safhasına damgasını vuran bir olgudur kadın.Ama bunun ötesinde başlı başına bir bireydir.Hem de etkin bir birey.Ayetlerde ve hadislerde hep bu şekilde görmüş ve bu şekilde davranmıştı Firdevs hanım.Kadın bazen müşfik ve korumacı bir anne,bazen fedakar ve cefakar bir eş,bazen de evlat vasfıyla önemli bir varlık olarak süregelmiş olmasına rağmen toplumun kadına bakışı onu fazlasıyla rahatsız ediyordu.

     Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü dönemlerden bile daha cahilane modernizm adı altında yerin dibine gömülen kadınlar insanlığın neresinde olabilirdi? Karşıdaki reklama baktığında yüreği daralıyor,gözleri buğulanıyor ve kendini bu denli aşağılayanlara acıyordu Firdevs hanım.

     Akşama kadar televizyonda yayınlanan reklamları düşündü sonra. Onlarda sadece et yığınlarıyla reklamı tercih ediyorlardı.Kendi kardeşlerini bacılarını,arkadaşlarını,akrabalarını bile salyaları akarak seyreden ve bundan dolayı yüzü kızarmayanlar,kadını cinsel obje olarak teşhir edenler ne kadarda masumane gösteriyorlardı kendilerini.Ne kadar savunuyorlardı kadını ve asla vermedikleri haklarını.

     Ne hazindir ki kadına çok fazla değer verdiğini haykıran bu toplum cahiliyeden bile daha fazla aşağılıyordu. Aşağıların aşağısına itiyorlardı onu.Bu reklamda olduğu gibi en alakasız reklamlarda bile onun vücudunu teşhir ederken yüzü kızarmayan bu insanlar kadını ve erkeği eşit görüyoruz masallarıyla uyutuyorlardı aslında insanlığı.İnsanların gözlerine baka baka yalan söyleyen bu zavallılar kötülüğün en büyüğünü yapıyorlardı aslında.Evindeki mahremiyet kalktığında mı özgür olacaktı kadın? Öz benliğinden uzaklaştığında mı özgürüm diyebilecekti?Mahrem yerlerini teşhir ettiğinde mi saygınlık kazanacaktı? Eşlerinden başka erkeklerin hayallerini süslediklerinde mi modern olabileceklerdi? Hiç tanımadığı insanların odalarının duvarlarında posterleri asıldığında mı itibar kazanacaktı?

     Sorgulamayan,eleştirmeyen,yorum yapıp düzeltmeyen vücudunu kullanarak sınıf atlamayı düşünecek kadar beyinsiz yığınlar olmuşlardı.Her gün bir başkasıyla yakalanan manken bozuntuları utanmadan sıkılmadan poz veriyorlardı kameralara.

    -Biz görsel bir iş yapıyoruz o yüzden de fiziğimize dikkat etmek zorundayız !

derken kırıtan bu zavallılar gösterecekleri bir şeyleri kalmayınca ne yapacaklardı peki?Kucaktan kucağa itilen bu zavallılar mı özgürdü?Bedenleriyle itibar uman bu et yığınlarımı özgürdü? Binlerce genç kızın kanına girerek ailelerinden kaçmasına vesile olarak yüzlerce ocak söndürdüklerinin farkına varamayan bu aşağılanmışlar mı özgürdü?Her gün medyada farklı biriyle farklı mekanlarda sahte gülücükler saçarak seyredenlerin özenmesine sebep olarak kendi yaşantılarından memnun olmayan yığınlar yaratan bu sahte insancıklar mı özgürdü?Sahte güzellikleriyle,estetikleriyle ortada salınan bu içi boş çuvallar mı özgürdü? Yarı çıplak gezmeyi marifet zanneden bu akılsızlar mı özgürdü? Özgürlük bunun neresinde diye düşündü Firdevs hanım.Evet gerçektende özgürlük bunun neresindeydi?

     İslam’ın kendilerine tanıdığı özgürlüğü beğenmeyen bu zavallılar esareti özgürlük olarak algılıyorlardı maalesef.Köle pazarlarında teşhir edilen, güzelliklerine ve gösterişlerine göre rağbet gören kölelerden ne farkları vardı ki onların? Çağdaş köleler özgür olduklarını düşüne dursunlar şeytan onlara yaptıklarını süslü göstermekte her geçen günde sayılarını arttırmakta olması daha da içini acıtıyordu onun.Her geçen saniye bir kötülüğe şahit olmak ve düzeltememek ne kadar kötü. Ne kadar acı bunlara şahit olmak.Ve ne hazin düzeltememek.

     Firdevs hanım bu düşünceler içerisindeyken dışarıdan ezan sesleri birbirine karışarak içerisinin kasvetini yok etti bir anda.Bir yandan ezanı dinlerken diğer yandan gözü hala duvardaki resme takılıp kalmıştı.Ezan bitene kadar buğulu gözlerle baktı durdu.Yavaşça yerinden kalkıp Rabbin çağrısına kulak vererek abdest alıp namaza durdu.Namaz sonrası yine dualarla Rabbinden yardım istedi.Hem kendi hem de az evvel düşündüğü herkes için.

     Tevbe edip onları yoktan var eden yaratıcılarının çağrısına kulak vererek gerçek özgürlüklerine kavuşmaları için.

     Çağdaş kölelikten gerçek özgürlüklerine kavuşmaları için.

     Sahte özgürlük maskelerini çıkarıp yoktan var edenin insana bahşettiği

     Sınırsız özgürlüklerine kavuşmaları için...

 

 

Mükerrem BULUT

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/5/2007 - Radyo Şehadet Açıldı...

Radyo Şehadet Açıldı...

Mücahidlerin kendi sesinden cihad haberleri ve düşünceleri.

Şehadet Bir Çağrıdır Nesillere Çağlara

Ölüm Tutkunu Olunuzki,Size Hayat Bağışlasın...

Rabbim Şehadetlerini İnşallah Kabul eder

         
Şehadet Ve Aşk

 

GİDİN O EBUCEHİLİN EBU LEHEP'İN TORUNLARINA SÖYLEYİN,

DEYİNKİİİ MUHAMMEDİLER GELDİLER

VE ALLAH YOLUNDA İLERLİYORLAR...

Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var.

İşte onlardan kimi,sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir;

kimi de (şehitligi) beklemektedir.

Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimide (şehidliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlar

efsaneesra
ahsennur
Ozdemir
neslinursema1
teslimiyet
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:4
Son Sayfa | Sonraki Sayfa